esrarengim


Sessiz harfler, sessizmiş.

Ani bir sessizlik olunca,

Sesler alırmış, yanına.

Sesli harfler, gelirmiş.

Gelirmiş.

Çünkü tüm harfler, sessizlikte yaşarmış.

Sessiz harfler, sesliymiş.

Sessiz harfler olmayınca,

Tüm sesli harfler, suskunmuş.

                                            -esrarengim-

                                         


Bir bilinmeyenli denklemin içinde bilinenlerin toplamı,
Bir bilinmeyene eşitlenince,
Denklem her zaman çözülemezmiş.
Bilinenler, bilinmeyenleri  hep götürmezmiş.
Hatta arada sırada bilinenler, 
Yeni bir bilinmeyeni getirebilirmiş de.
    -esrarengim-

Bir bilinmeyenli denklemin içinde bilinenlerin toplamı,

Bir bilinmeyene eşitlenince,

Denklem her zaman çözülemezmiş.

Bilinenler, bilinmeyenleri  hep götürmezmiş.

Hatta arada sırada bilinenler, 

Yeni bir bilinmeyeni getirebilirmiş de.

    -esrarengim-

“İÇERİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAMADIĞINDAN DIŞARI TAŞAN KOLTUKLAR”

Tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.
Hatta iç meseleleri de üzerilerinde yük misali taşımakta yokmuş üstlerine. 
İçeridekilerin yükleri çok olurmuş bazen; 
Gelir otururlarmış, koltuklara.
 İçeridekiler, iç meselelerini kendilerince halledemez olunca çoğalırmış yükler.
 Yüklerine yük katan içeridekileri taşımakta zorlanırmış koltuklar.
 Durumu gören içerisi, korkuya kapılırmış bazen,
Hatta içine kapanırmış üzüntüsünden.
Yükler konuşmazmış, ağırlaşırmış birer birer. 
Taşınamayacak olunca da taşarlarmış içeridekiler.
Bazen içeridekilerden önce iç meselelerin de dışarı çıktığı olurmuş. 
Duyarmış etraftaki kimseler, içerinin dışındakiler. 
Meseleler dışarı taşmaya başlayınca, koltuğun yükü azalacağına artarmış birden. 
İç meselelere dış müdahaleler geldikçe, içlenirlermiş birer birer.
Önce meseleler taşarmış dışarı, sonra koltuklar.
İçeridekiler dışarı olurmuş.
…
Dışarıdakiler, içeridekileri çoktan dışarı çıkmış bir dışarı kapısının kenarından içeriye eğilip bakınca, görmek isterlermiş olanları,
İçeridekileri dışarı taşıyan sebepleri.
Oysa bir dışarıdaki, içeriye eğilip baktığında her zaman göremezmiş içi.
Kendinin dışında kalan bir içeriyi görebilmek için;
 İçeri olmak gerekirmiş bazen; dışarı bakmak.
Dışarı, dışarı bakınca görürmüş.
…
Çünkü tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.
Tüm yük koltuktaymış,
Taşıyamamış
Ayağı kırılmış.

                                         -esrarengim-

“İÇERİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAMADIĞINDAN DIŞARI TAŞAN KOLTUKLAR”


Tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.

Hatta iç meseleleri de üzerilerinde yük misali taşımakta yokmuş üstlerine.

İçeridekilerin yükleri çok olurmuş bazen;

Gelir otururlarmış, koltuklara.

İçeridekiler, iç meselelerini kendilerince halledemez olunca çoğalırmış yükler.

Yüklerine yük katan içeridekileri taşımakta zorlanırmış koltuklar.

Durumu gören içerisi, korkuya kapılırmış bazen,

Hatta içine kapanırmış üzüntüsünden.

Yükler konuşmazmış, ağırlaşırmış birer birer.

Taşınamayacak olunca da taşarlarmış içeridekiler.

Bazen içeridekilerden önce iç meselelerin de dışarı çıktığı olurmuş.

Duyarmış etraftaki kimseler, içerinin dışındakiler.

Meseleler dışarı taşmaya başlayınca, koltuğun yükü azalacağına artarmış birden.

İç meselelere dış müdahaleler geldikçe, içlenirlermiş birer birer.

Önce meseleler taşarmış dışarı, sonra koltuklar.

İçeridekiler dışarı olurmuş.

Dışarıdakiler, içeridekileri çoktan dışarı çıkmış bir dışarı kapısının kenarından içeriye eğilip bakınca, görmek isterlermiş olanları,

İçeridekileri dışarı taşıyan sebepleri.

Oysa bir dışarıdaki, içeriye eğilip baktığında her zaman göremezmiş içi.

Kendinin dışında kalan bir içeriyi görebilmek için;

İçeri olmak gerekirmiş bazen; dışarı bakmak.

Dışarı, dışarı bakınca görürmüş.

Çünkü tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.

Tüm yük koltuktaymış,

Taşıyamamış

Ayağı kırılmış.



                                        -esrarengim-

Mutluluk hep kendini kısacık anlatır,
Ona ayrılan süre bitince unutulur.
Mutsuzluk kendini anlatamadığından,
Hep lafı dolandırır,
Zamanını alır.
                                       -esrarengim-                            

Mutluluk hep kendini kısacık anlatır,

Ona ayrılan süre bitince unutulur.

Mutsuzluk kendini anlatamadığından,

Hep lafı dolandırır,

Zamanını alır.

                                       -esrarengim-                            

Sıcak Çikolata

   Somut olarak alıp başını gitmese de, başını almadan sadece kalbindeki soyut bir yolculuğa çıkmak, bir koku sayesinde hem nefes kesici, hem de en kestirme yol olmuştu şimdi. Sıcak çikolata kokusunun götürdüğü yerde açıldı zihninin yeni perdeleri.

   Kokunun götürdüğü yere giderken, bir anlığına şimdide durdu; kokunun geldiği yöne bakma isteğine karşılık verdi. Arkasına döndü, ve kendini bir şey başarmışçasına kutladı. Şimdi kokuya ait ilk somut şeyi bulmuştu.

   Hissettiği tüm soytuluğun sahibi, siyah bir fincanın somut haline bürünerek ilk hamleyi yaptı; ve işte gözleriyle buluşturdu fincanı. Fincanın, onun gözlerinde başka anlamlar da görmüş olabileceği düşüncesiyle bir an tebessüm etti önce kendine, sonra fincana. Somut bir fincana soyut haller katmak belki saçma bir zırvalık, ama kendince eğlenceliydi de.

   Fincanın bir şeyleri gerçekten görebilme ihtimali olsaydı da, haklı çıkarırdı fincanı. Çünkü fincanı gözleriyle buluşturduğu anda zihninden geçen -bir fincanın zihni olabilme ihtimali, tam da ardından fincanı tutan zarif ellerle gözlerin ikinci buluşturmasının gerçekleştiği noktada o tebessüme sebep olmuştu.

   Hiç tanımadığı ellerin sahibinin kendisiyle ortak noktasını bulmaya çalışınca, ellerin sahibinin de kendisi gibi sıcak çikolatanın kokusunu sevmesinden yana kullandı tercihini. Zorlasa, ikinci ihtimali de aynı kafede farklı masalarda tek başlarına oturuyor olmaktan kullanabilirdi ama; bunu diğer oturanlarla da paylaşıyor olduklarından, şu anlık iki kişiye mal edilemeyeceğini fark ettiği için çıkarıverdi zihninden.

   Ortak noktalarını sevmişti. Belki hiç tanımadığı birini tanıyor istemesini kendine daha makul kılabilmek için, yalnızca ortak bir noktaydı, sıcak çikolata.

   Şimdi, görüp de anlayamadığı, sanki bilip de anlatamadığı, ortak nokta bulma isteğinden çok, ortak noktada buluşma isteğinin hem nefes kesici, hem de en kestirme yolu bir sıcak çikolata kokusuydu.

   Ve sıcak çikolata, sadece hiç tanımadığı birinin elleri değil,  ellerin sahibine dönüşmüştü.

   Zihninin dönüştürdüğü her zaman bulunmaz o histe aslında ortak bir noktaya varamasa da, ortaya çıkaran zihnine takdir ve tebriklerini, sıcak çikolataya da hürmetlerini sundu.

                                          
                                                 -esrarengim-

Renkler başkalaşırmış, başkalarında. 
Her şeydeki renk, içinde gizliymiş.
Aslında her şeye renk katan her bir şey; 
Kendi başına birer her şeye dönüşürmüş.
Her şey ne ise, renk o imiş.
O bazen bir vişnedeki çürük olmuş. 
Bazen portakaldan, ya da kavun içindenmiş. 
Kahvenin kokusuna bürününce; kahverengi. 
Yeri gelmiş, bir yuvaya saklanmış, her şey kiremit rengi olmuş.

-esrarengim-

                               

Renkler başkalaşırmış, başkalarında. 

Her şeydeki renk, içinde gizliymiş.

Aslında her şeye renk katan her bir şey;

Kendi başına birer her şeye dönüşürmüş.

Her şey ne ise, renk o imiş.

O bazen bir vişnedeki çürük olmuş. 

Bazen portakaldan, ya da kavun içindenmiş.

Kahvenin kokusuna bürününce; kahverengi.

Yeri gelmiş, bir yuvaya saklanmış, her şey kiremit rengi olmuş.


-esrarengim-



                              

[Flash 9 is required to listen to audio.]
20 plays

Nick Drake / Time of No Reply

Bazen, melodilerin anlattığı sözcüklerin derdiyle,

Sözcüklerin bahsettiği melodilerin derdi bir olur.

Fısıldaşırlar.

Mesela önce bunun gibi bir şey okur;

” Saatler, dakikalar ve saniyeler yerine albümler, şarkılar ve ritimleri kullanıyordu. Birbirini takip eden iki şey arasındaki devrenin uzunluğu, tekrar tekrar çalınan belli bir şarkının uzunluğuna eşitti. Temelde, zamanın aksine müziğin ileri geri alınabileceği, durdurulup tekrar tekrar çalınabileceğini bilmek güzeldi. Müzik şişmiş bir ceset değildi. Sahte bir ilerleme mefhumuna doğru ilerleyen tek yönlü zaman akıntısına mıhlamazdı kendini. Şarkıların döngüsel hareketi, çizgisel zamanın dönüşsüzlüğünün yükünü azaltırdı.” 


Sonra bunun gibi bir şey dinlerseniz;


“The time of no reply is calling me to stay

There is no hello and no goodbye

To leave there is no way.

Time goes by from year to year

And no one asks why I am standing here

But I have my answer as I look to the sky

This is the time of no reply.”


Harikulade işbirliğinde,

Fısıltıyı bile hissedersiniz.

-esrarengim-

   Bir zamanlar tüm telaş, ıslanmış dar bir sokakta koşturan küçücük çıplak ayaklarınmış. Telaşla ahenkle dans edermiş, terliğinden sağ yana kaymış sol ayağın parmakları. Telaş ettikçe boy gösteren parmaklar, boy gösterdikçe telaşa gelirmiş. Gelince de eller ayaklar bir olup, aynı rengini verirmiş duygunun. Ve bir rivayete göre, sırf bu yüzden “elim ayağıma dolaştı” diyenler demeye başlamış telaşa gelince.
   Ellerle ayaklar bir oldu mu, telaşla ahenkle dans eden sol ayaktaki sağa kaçan ayak parmakları ellere verince rengini, telaşa gelen minicik eller olurmuş bu kez. Tam da orada hikayeye baş kahraman olarak dahil olan minicik eller, kocaman yükler taşırmış, gelirken.  O sırada telaşla heyecan birbirine karışır, kocaman yükte bir parça mutluluk götürdüğünü bildiğinden, yük; hafiflermiş kendiliğinden.
-esrarengim-

   Bir zamanlar tüm telaş, ıslanmış dar bir sokakta koşturan küçücük çıplak ayaklarınmış. Telaşla ahenkle dans edermiş, terliğinden sağ yana kaymış sol ayağın parmakları. Telaş ettikçe boy gösteren parmaklar, boy gösterdikçe telaşa gelirmiş. Gelince de eller ayaklar bir olup, aynı rengini verirmiş duygunun. Ve bir rivayete göre, sırf bu yüzden “elim ayağıma dolaştı” diyenler demeye başlamış telaşa gelince.

   Ellerle ayaklar bir oldu mu, telaşla ahenkle dans eden sol ayaktaki sağa kaçan ayak parmakları ellere verince rengini, telaşa gelen minicik eller olurmuş bu kez. Tam da orada hikayeye baş kahraman olarak dahil olan minicik eller, kocaman yükler taşırmış, gelirken.  O sırada telaşla heyecan birbirine karışır, kocaman yükte bir parça mutluluk götürdüğünü bildiğinden, yük; hafiflermiş kendiliğinden.

-esrarengim-

yarı(n)m


Yarın, yarım bırakmak gibi.

Ertelemek yarımları.

Tamamlanamayan yarımlarda,

Hep bir harfi yarım tutup,

m nin gelişini n de bırakmak gibi yarın.

                                      -esrarengim-

Birbirine karışan seslerin arasına karışıp gitti adımlar.

Gölgeleri görünmeyen onca düşüncenin sessiz melodisine ayak uydurdular.

Ve gittiler, adım adım.

Giderken düşünceleri bıraktılar; gölgesiz.

Gölgelerin tümünü alıp da gittiler.

Somut bakan gözlerin gördükleri adımlardı yalnızca.

Ve gölgesini gösteren tek gölge adımların…

Düşüncelerse gölgesizdi, ve sessiz.

Adımların arasında kaybolup gitmiş görünürlerdi  ya çoğu kez.

Kimse, düşüncelerin sesini duyamazdı bakınca.

Hiç kimse duymazdı.

Hal böyle iken,

Duymadıklarının sessizliğinin adımlara ses verdiğini bilirdi herkes.

Herkes duyardı. 

Sessizlik, öyle de sesli bir şeydi.

Ve öyle de güçlü.

Bakınca kimse duyamazdı ya.

Herkesin duyması kendindendi.

Kendinden tanırdı herkes,

Düşüncelerinden.

                                                   -esrarengim-